30 Ocak 2012 Pazartesi

Upton Sınclaır-Kan Dökülecek

Bitse de gitsek havasında okuduğum bir kitap.Bitirene kadar bende bittim.Zaten dikkatli bakarsanız kitabın kendinden geçtiğini görebilirsiniz:)Bu kadar ağır bir kitabın sonu ise çok acıklı bitiyor.İnsanda acı bir tat bırakıyor.Kitap 2.Dünya savaşı süresince gelişen olaylardan bahsediyor.Bolşevik İhtilal'ine bolca değinmiş.Ross ailesinin varisi namı değer Baba bir petrol kralıdır.Zengin bir adam olan Babanın Bunny adında bir oğlu vardır.Birgün baba bütün işlerini Bunny'e bırakma umuduyla onu çocukken petrol işinde eğitmeye başlar.Amerika'nın varoş arazilerinin bazılarından petrol fışkırmaktadır ve Baba bütün kuyuları alarak sondaj işine başlamıştır.Büyük para kazanmaktadır.Para hırsı gözünü bürümüştür birkere.Kuyu üstüne kuyu satın alır.Bu arada 2.Dünya savaşı gelip çatmıştır.Almanlar Fransa,İlgiltere'ye saldırmıştır ve Rusya'ya kadar ilerlemektedirler.Bunun üzerine Amerika devreye girecektir ve Almanlar'ın Fransa karşısında bir galibiyet almaması için bolca genç asker gönderir.Bu sayede Fransa ayakta kalmıştır.Amerika daha sonra Rusya'yada çıkartma yapar.Rusya'ya giden askerlerden birisi de Paul Watkins'dir.Bunny Paul ile çocukken karşılaşmıştır ve tanışmıştır.Ondan çok etkilenmiştir.Babası onların petrol kuyusunu aldığında tanışmışlardır.Paul Rusya'da askerlik yaparken işin içyüzünü anlamıştır ve Amerika'nın boş yere orada asker tuttuğunu anlamıştır.Bu arada dünyada Bolşevik İhtilal'i ortaya çıkmıştır ve milyonlarca insanı etkilemiştir.Amerika'da Kızıllar adı altında toplanmşlardır.Paul'da onlardan biridir.Bunny'de artık onların tarafındadır.Yalnız Kızıllar haksız yere hapse aatılmaktadırlar ve işkence görmektedirler.

Para hırsı ve yozlaşmanın klasik bir örneğidir bu eser.Bir yandan petrol,diğer yandan savaşlar,Bunny'nin aşkları,Kızıllar,Bolşevik İhtilali derken olaylar birbirne giriyor.Çok ağır ve sıkıcı çoğu yerinde.Ama sonu çok acıklı bitiyor.Bu kitap için ne denilebilir ki dışı seni,içi beni yakar:)



29 Ocak 2012 Pazar

Tess Gerritsen-Ruh Koleksiyoncusu (Tıbbi Gerilim)




Gizemli bir Tess romanı daha.Boston'daki Cripsim müzesinde yaklaşık 2000 yaşında olduğu düşünülen bir mumya keşfedilir.Yalnız bu mumya diğerlerinden farklıdır.Çünkü baldır tarafında bir mermiye rastlanır.Düşünsenize 2000 yıllık bir mumyanın içinde merminin ne işi var:).İşte bu gizemli cinayetlerin bir göstergesiydi.Ayrıca bayan x adını verdikleri mumyada dolgu tedavisine rastlanılmıştır. Ölüler kraliçesi Maura ve ekibinin yaptığı araştırmalara göre bu ceset 2000 yıl öncesine ait değildir.Birkaç yıl önce öldürülüp mumyalanmıştır.Bu anlamda katilin arkeoloji bilgisinin olduğu ve mumyalama hakkında çok önemli şeyler bildiğini gösteriyor.Rizzoli ve ekibi yine bir çıkmaz sokğın içinde cevap arayacaklardır.

Gizem ve sürprizlerle dolu hoş bir Tess romanı daha.Tess Gerritsen'in arkeolojiye karşı olan ilgisi bu romanda kendini belli etmiştir.Tess Gerritsen zaten antropoloji de okumuş.Herkes onun roman yazmak için tıp alanını bıraktığını biliyor ama arkeoloji bitirdiğini bende yeni öğrendim.Mısır çok ilgisini çekiyormuş.Hatta bir alıntı paylaşayım sizlerle,konu daha iyi aydınlanmış olur:

Stephen King-Kara Ev (Korku)

Kitabın kapağından da anlaşılacağı üzere kapkara bir roman:).Resmen okurken insanın içini karartıyor.Süper bir korku romanı.Stephen King korku yazarda kötü olurmu hiç?Gerçi bu romanda daha önce yerden yere vurduğum Peter Straub'un da katkısı büyüktür.İki gerilim ustası kafa kafaya vermiş ve muazzam bir çalışma ortaya çıkmış.İlk başlarda sıksada,olayları anlamak zor gelsede sonra bir başlıyorsunuz gerilmeye ve korkmaya sormayın gitsin.



Psikolojik deli olan bir katil.Öyle böyle bir katil değil bu.Acımasızca çocukları katleden ve onları kara evde asan bir katil.Kapkara bir ev.İçinde lanetler barındıran,cesetler dolu gizemli bir ev.Yalnız bu ev normal değildir.Oda katil gibi kafayı yemiştir ve içeri girenin dışarı geri çıkmaması için elinden geleni yapacaktır.Olayları yürüten dedektiflerin işi de çok zordur.İnanılmaz ve fantastik de diyebileceğimiz şeyler olmaktadır bu evin içinde.Rose Red Konağı filmini izlediyseniz ona paralel diyebileceğimiz bir ev bu ev.



Stephen King yine benim hayal dünyamı zorlamıştır ve beni farklı diyarlara götürmüştür.Ama bu sefer götürdüğü diyar hiçde iyi bir diyar değildir.Karardım be:)

Jeff Abbott-Kuşku (Polisiye Gerilim)


Okuduğum ilk Jeff Abbott eseri.Polisiye gerilim türünde fena sayılmayacak bir roman.Konular biraz karışık anlatılsa da okunmaya değer.Konuya gelecek olursak:



Miles Kendrick adında baş karakterimiz var.Miles en yakın arkadaşının ölümü yüzünden kendini sorumlu tutmaktadır ve bu anlamda sürekli stres ve psikolojik sorunlar yaşar.Birgün miles yanlışlıkla bir tıbbi araştırmaya tanık olur.Bu araştırma Milyonlarca hastanın umut kaynağıdır.Stres ve psikolojik sorunları ortadan kaldırmak amacıyla kullanılacak bir ilaçtır bu ve bu bağlamda mafya da işin içine girmiştir.Nitekim bu ilacın getireceği kazanç çok büyük olacaktır.Miles olaya tanık olduğu için ölmek zorundadır ve mafya peşine düşmüştür.İlaç aynı zamanda Miles içinde bir umut kaynağıdır.Bu andan itibaren müthiş bir hayatta kalma mücadelesi ve kovalamca başlar.



Diğer bir taraftan Denis Groote adında bir adam ortaya çıkar.Bu adam eski bir FBI Ajanı,şimdi ise kiralık bir katildir.Groote'un kızı çok hastadır ve hastaığı yenmesi için bu ilaç gereklidir.Groote da ilacın Miles'da olduğunu düşünür ve onun peşine düşer.Groote kızının hastalığı için kariyerini ortaya koymuştur ve bu ilacı almak için herşeyi göze almıştır.Hiçbir suçu olayan garibim Miles2ın işi şimdi çok daha zordur.Koş Miles koş.Arkana bile bakma.Bir an duraksarsan BUUUMMMMM!!!



Tavsiye edebileceğim bir eser.Polisiye-gerilim tutkunları için fena sayılmaz.

Peter Straub-Gece Odasında (Korku)


Kitabın kapağına aldanıp da okuduğum bir romandı.Polisiye-gerilim ve korku romanlarını çok severim.Kitapda korku-gerilim görünce hemen almıştım.Puliter ödülünü neye dayanarak veriyorlar acaba?.Bu kadar vasat bir esere ödül vermelerine inanamıyorum.Korku gerilimden anlamasam tamam diyeceğim ama bu roman ödüle layık değil.Bayat bir konu,karman çorman olaylar.İnsanı germiyor bile.Sonu ise tam bir muamma.Bir esere zaman kaybı demek istemiyorum ve bunu demekten nefret ediyorum ama bu kitabı okumak gibi bir hata yapmazsınız umarım.Tabi bu benim görüşüm.Zevkler ve renkler meselesi...

27 Ocak 2012 Cuma

Halit Ertuğrul-Düzceli Mehmet


Birgünde bitirdiğim ender kitaplardan birtanesi.Elime almam ile kitabın bitmesi bir oldu.Gerçek yaşamdan alınmış olması ve gelişen olaylar beni çok etkiledi.Halit Ertuğrul bir üniversite de hala derslere giren bir hocamızdır.Biraz özetleyecek olursam:

Mehmet adında ataist bir genç vardır.Üniversitede okumaktadır ve hayatı büyük bir boşlukta geçmektedir.Dersine giren bir hoca bunu anlar ve onunla derin muhabbetlere girer.Din adına konuşulan bu muhabbetler ilk başta Mehmet'i pek sarmaz ve herzaman inkar eder.Ataisttir o,inanaca yer yoktur onun yaşamında.Ama zamanla bu muhabbetler ve hocanın asla pes etmemesi,her insanın hayatta bir gayesi olması gerektiğini anlatması ısrarla Mehmet'i etkilemeye başlar.Hocamız son derece sabırlıdır ve bu muhabbetlerin ardı arkası kesilmemektedir.Ve en sonunda Mehmet inanmaya başlar.Hayatın bu kadar boş olmadığını ve insanların bir amaç uğruna bu dünyaya geldiklerini ve önemli olan bu dünyada değil diğer dünyada huzura ermek olduğunu idrak etmiştir.Allah'a olan borcunu ibadet ederek ve bu anlamda hayatı dolu dolu yaşayarak geçirmektedir.Ataist Mehmet gitmiştir ve yerine pırlanta gibi bir Mehmet doğmuştur adeta.Ve mehmet memleketi olan Düzce'ye gittiğinde deprem olur ve Mehmet ölür.Ama nasıl ölmüştür?Bir cemaat ile namaz kılarken yakalamıştır onu ölüm.Ölürken bile ibadet etmektedir Mehmet.

Son derece etkileyici bir eserdi.Muhakkak okunması gereken ve ibretlik bir yapıt.





Daniel Defoe-Robinson Crusoe (Dünya Klasikleri)

Bir adaya düşseniz yanınızda alacağınız 3 şey nedir?.Bu eser aklıma geldiğinde herzaman bu soruyu çağırıştırır bana.Yalnız Robinson bu kadar şanslı olmayacaktır,malum yanında götüreceği şeyleri düşüneceği kadar zamanı olmamıştır.Robinson Crusoe medeniyetten uzak bir adaya bir kaza sonucu düşer.Koskoca adada yapayalnız kalmıştır.Adada yalnız kaldığınızı düşünsenize?Kafayı yemek için bolca vaktiniz olurdu herhalde:).İlerleyen zamanlarda dostumuz bir İncil bulacaktır ve bu onun tek dostu olacaktır.Adada kendinden başka kimse olmadığı konusunda kesin yargıya varacağı sırada bir mucize olur.....

Çok sürükleyici bir eserdi.Herhalde çoğumuz biliyoruzdur bu eseri.Buna rağmen okumayan varsa derhal okusun derim...

25 Ocak 2012 Çarşamba

Zordur Soğuklarda Yaşamak

Geçen yaz tayin sebebi ile Erzurum'a eşimle geldik.Tayinim buraya çıktığında aslında sevinmiştim.Doğu görevi olduğu için daha zor yerler de vardı.Erzurum'a gelmeden önce herkes aynı şeyi söylüyordu.Orası çok soğuk memlekettir,giderken sıkı giyinin demişlerdi.Ben ne olacak yazın ortasında gidiyoruz bişey olmaz diye düşünüyordum.Uzun bir yolculuktan sonra Erzurum'a neredeyse varmıştık.Bir dinlenme tesisinde durduk ve az hava alalım dedik.Dışarıya bir çıktık ki,hava aniden çarptı:)Tabi biz turist gibi gelmişiz.Ne dedik bu soğuk böyle.Derken günler geçti ve kış geldi çattı.Evden işyerine gidene kadar inanırmısınız insanın burnu donuyor.Sadece burun kısmı değil içi bile donuyor.Hayatımda ilk defa böyle bir şeye şahit oluyorum.Bu ne soğuktur böyle.Bu aralar hemen hemen hergün -25 derece ve altına düşüyor.Özellikle gece çalışmak çok zor oluyor.Geçenlerde para çekmeye gittim birde ne göreyim,bankamatik donmuş ve ufo ile ısıtıyorlar:)
İnsanın parası ile rezil olması böyle birşey sanırım:).Durun bir foto daha ekleyim,ama resimdeki ben değilim ona göre:)

Resimler ne demek istediğimi daha iyi anlatmıştır sanırım.Çok soğuk ama güzel diyarlardan yazıyorum bunları...

Stephen King-Cep (Macera)

Adından da anlaşılacağı gibi cep telefonu temalı bir roman.Telefonları bu şekilde tanısaydınız emin olun telefon kullanmazdınız:).Düşünsenize bir gün telefonu açıyorsunuz ve o andan itibaren zombisiniz.Stephen abi ne yaptın ya sen,hayal gücünün bu kadarına da pes doğrusu.Amerika tehlike içindedir.Cep telefonuna verilen sinyalden sonra insanlar zombileşmektedir.Dış güçlerin mi yoksa uzaylıların bir oyunumudur bu?.İlk önce parkta oynayan küçük bir çocuğun telefonu açar.Kız telefonu açar ve yaratık gibi olmuştur ve parkta bir kadına saldırır.Dişleri ile kadını tabiri caizse parçalar.Dondurması da artık kanlı dondurma olmuştur,iğğrençç...

Vasat bir zombi romanı.Stephen abi kusura bakma ama olmadı bu sefer:(.Hernekadar olmadı desemde hemen bitti kitap hayret.Sonunu merak ettiğimden hemen bitti.Okurken bazı zamanlarda da heyecanlanmadığım olmadı hani.Resident Evil'in bir değişik versiyonu diyebiliriz...



24 Ocak 2012 Salı

V.C ANDREWS-Çatıdaki Nefes (Duygusal-Romantik)

Çok sade ve güzel bir eserdi.5 bölümden oluşan çatı serisinin ilk kitabı.Eserde Down Longchamp adında bir kızla tanışacaksınız.Çok duygusal bir kişilik.Ailesi fakir ama grurludur.Klasik Türk Filmi izliyor gibi bir hisse kapılıyorsunuz.Yazarın dili o kadar sade ve güzel ki ne zaman bitti kitap anlamadım.Down ve ailesi sürekli yer değiştirerek yaşamaktadırlar.Fakir bir ailedir Longchamp ailesi.Down'ın birde erkek kardeşi vardır.Adı Jimmy'dir.En son taşındıkları yerde babaları zengin bir okulda hademe olarak işe başlar.Ve çocuklarına da o okulda okuması için hak tanınmıştır.Fakat okulda hep zengin çocuklar olduğu için Down ve Jimmy'i hep hor görürler.Jimmy hep okulu bırakmak istemiştir bundan dolayı.Down okulun zengin çocuklarından Philip Cutler'e aşık olmuştur.Ve okulda dedikodular başlar.Zengin çocuk fakir kız gerisini düşünmek zor değil tabi:)

Birgün Down'ın annesi ölür ve babası kayıplara karışır.İşte şimdi hayat bütün zorluklarıyla Down'ın tepesine binecektir.Birde annesi ölmeden kısa bir süre önce bir kardeşleri daha olmuştur.Ve Down başka bir aileye evlatlık verilir.Ama kader bu ya büyük tesadüfler beraberinde gelecektir daha sonra.Down'ın en büyük hayali günün birinde ünlü bir şarkıcı olmaktır.Nitekim okulun korosunun vazgeçilmez elemanıdır.Philip'in kız kardeşi bu yüzden onu çok kıskanmıştır ve ona çok büyük oyunlar oynar.Down'ın işi çok zordur.

Muhakkak okumanız gereken bir başyapıt.V.C Andrews her nekadar ölmüş bir yazar olsada bu eser kesinlikle ölümsüz.Şimdi sıra serinin ikinci kitabında...





Stephen King-Rüya Avcısı (Macera)

Bu adamın hayal dünyasına bayılıyorum.Hiç olmayacak şeyleri düşünüyor ve bunu eserlerine çok iyi aktarıyor.Bu romanı da çok sürükleyiciydi.Düşünsenize evde tuvaletinizi yaparken klosetin içiden bir yaratık çıkıyor iğrenç değil mi:)Gerçi bu sadece küçük bir kısmı.4 arkadaş ve hepsinin birbirinden farklı özellikleri ve hepsini ortak kılan Duddits adındaki bir çocuk.Şöyle bir özetleyelim o halde:

Jonesy, Henry, Pete ve Beaver. 20 yıl önce Maine’in küçük bir kasabasında yaşayan birer çocuktular. Çocuklara özgü acımasızlığa kahramanca yanıt verecek cesarete sahiptiler. Duddits gibi garip isimli bir çocuğu kurtardıklarında, hiç beklemedikleri beşinci bir arkadaş daha kazandılar. Daha da beklenmedik olan, bu çocuğun onlara kazandırdığı esrarengiz güçtü. Bu güç çocukların arasında olağandışı bir bağ oluşturmuştu.

Şimdi ise 4 adam ayrı birer hayat sürmektedirler; hepsinin ayrı sorunları vardır; geçmişteki kahramanlık anıları peşlerini bırakmamaktadır ve ellerindeki güç, bir armağan olmaktan çok bir yüktür. Umulmadık bir kaza içlerinden birini neredeyse aralarından alacaktır. Bir şekilde Duddits’le bağlantılı olan uğursuzluğun geri döndüğünü başta fark etmezler.
Ama kuzey ormanlarındaki dağ evinde yaptıkları yıllık toplantıda bir araya geldiklerinde, birbirlerine sıcaklık ve neşe sunmayı umarken, üzerlerine kara bulutlar çöker. Önce taşıdığı hastalığın farkında olmayan kaybolmuş bir avcı gelir kulübeye. Onu berbat bir tipi ve fırtına takip eder. Bu fırtına, içinde çok daha kötü güçler barındırmaktadır: Ölümcül bir dünya dışı güç kulübedekilerin bir kısmını etkisi altına alacak, sonuna kadar dayanabilenlerin de dehşetle yüzleşmelerine ve unuttukları güçlerini birleştirmelerine neden olacaktır.


Sürükleyici ve bir okadar da eğlenceli bir serüvene atılmaya ne dersiniz?Hayal gücünüzün sınırlarında dolaşmaya evet diyorsanız okuyun derim...








23 Ocak 2012 Pazartesi

Dan Brown-Melekler Ve Şeytanlar (Macera-Aksiyon)

Bana göre vasat bir romandı.Dijital kalenin epey gölgesinde kalmış bir eser.Ama yine de okunabilir bir kitap.Hristiyanlık temalı bu tür kurgular artık beni baymaya başladı :).Gerçi günümüzde İllüminati tarikatı çok tartışılmaktadır.Bu romanda bu konuya değiniyor aslında.Ama heyecanlı yanlarıda yok değil.Alevler içinde hayatta kalma mücadelesi vs..o anlar unutulmazdı.

Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon efsanevi gizli örgüt Illuminati'nin -Galileo zamanından beri Katolik Kilisesi'nin bağnaz inançlarını lanetleyerek bilimin yararlarını yücelten- hala faaliyette olup cinayetler işlediğini öğrenince şok geçirir. Parlak bir fizikçi olan Leonarda Vetra cinayete kurban gitmiştir. Tek gözü oyulmuş ve göğsü örgütün sembolüyle dağlanmıştır. Bilim adamının son buluşu güçlü ve çok tehlikeli enerji kaynağı karşımadde çalınmış ve yeni Papa seçiminin gerçekleşeceği gün Vatikan Şehri'nin altına saklanmıştır. Langdon, Vetra'nın meslektaşı ve aynı zamanda kızı olan Vittoria ile medeniyeti yok olmaktan kurtarmak amacıyla Roma sokaklarında, kiliselerde ve katakomplarda soluk soluğa koşuşturarak 400 yıllık izi sürerek Illuminati'nin izini bulmaya çalışırlar.




Ted Dekker-Kutsal Meclis (Korku-Gerilim)

Korku öğelerini de içinde barındıran  sürükleyici bir polisiye gerilim romanı.Lorden ve Betty adında çiftçi bir aile vardır.Bunların Alex Pricce adında bir çocukları olur ve Alex doğduktan 1 yıl sonra kardeşi Jessica Price dünyaya gelir.Küçük ama mutlu bir aileydiler ta ki çocuları kaçırılana kadar....
Alex ve Price küçük yaştalarken bir aile tarafından kaçırılır.Çocukları kaçıran aile sapkın bir dini inançla çocukları yetiştirir.Bu inanışa Havva2nın kutsl meclisi denilmektedir.Çocuklara hemen herşeyi yasaklalar.Dışarda gezmeyi bile.Çocuklar sadece akşama kadar çalışırlar ve ardından odalarına geçip yatarlar.Hergün bu şekilde devam etmektedir.Ne yaşam ama değil mi.Ve birgün çocuklar büyüdüğünde evden kaçarlar.Alex ve Jessica Price Amerika'da bir ev kiralarlar ve çalışmaya başlarlar.İlk başlarda herşey güzel ve normaldir.Alex çok çalışkan ve zeki bir çocuktur ve kitap okumayı çok sever.Eğitimini tamamlama kararı alır ve çalışkanlığı sayesinde üniversiteye bile gidecektir.Din bölümünde okur.Ama Alex geçmişteki inanışlarını asla terk etmemektedir ve bu konuda çok ciddidir.Kendi inanışıyla okuldaki herkesin inanışı zıt düşmektedi ve okulu bırakma kararı alır.Hernekadar Jessica Prica karşı çıksa dahi.Alex sürekli kendini odasına kapatır.Günlece çıkmaz sürekli kitap okur.Bu durum kardeşi Jessica'yı çok mutsuz etmektedir.Çok endişelenir ve birgün işten eve erken döndüğünde şok edici bir senaryoyla karşılaşır.Kardeşi odasında kendisine eziyet etmektedir ve sırtı kan içerisindedir.Bu Havva'nın Kutsal Meclisinden kalma bir alışkanlıktır ve kabus geri dönmüştür.Alex bir süre sonra bir katile dönüşecektir.Durumdan endişelenen kardeşi polise başvurur.

FBI davranış uzmanı Daniel Clark dinin toplumun en büyük düşmanı olduğu konusunda yaptığı açıklamalarla ünlü olmuştur. Daniel’ın bilmediği şey, Havva olarak tanınan seri katilin peşinden gitme konusundaki takıntısının onun elinden ölüme gideceği gerçeğidir. Daniel öldükten yirmi dakika sonra tekrar hayata döndüğünde, yaşamındaki bu eksik yirmi dakika yakasını bırakmayacaktır artık.
Kısa süre sonra Havva’yı durdurmanın tek yolunun bu yirmi dakikayı geri almak olduğunu öğrenecektir. Bunun için tekrar ölmesi gerekmektedir ama hem kendi hem de Havva hakkındaki gerçekleri öğrenmek için kaç kez ölecektir?
Daniel, Havva’yı durdurmak için din konusundaki önyargıları ve modern dünyadaki şeytan takıntılarıyla yüzleşmek zorundadır.

Tavsiye listemde bu kitapda var.Okuyun pişman olmazsınız...





Lisa Gardner-Kusursuz Tuzak (Polisiye-Gerilim)


Müthiş bir polisiye gerilim romanı daha.Okurken biran olsun elinizden bırakamıyorsunuz.Lisa Gardner ile tanıştığım bir eser.Kalemi gayet akıcı bir yazar.Olay örgüsü çok güzel romanın.

Şöyle bir bahsedecek olursak:
Dinchara adında bir erkek karakterle başlıyor.Babası ve abileri buna uslu bir çocuk olmazsan Hamburger adam birgün gelir seni bulur ve kaçırır ve sana işkence yapar derler.Kimdir bu Hamburger adam?
Hamburger adam bir sapıktır ve küçük erkek çocukları kaçırıp onları evine hapsetmektedir ve onlara sürekli tecavüz eder.En sonunda çocuklar dayanamaz ve ölür ardından kendisine yeni çocuklar bulur.Ve efsane gerçek olur.Dinchara evinde bir gece yatarken Hamburger adam tarafından kaçırılır.Yıllarca sürecek işkencenin başlangıcıdır bu.Sürekli tecavüze uğrar ama asla kaçamayacaktır.Ve birgün odasında bir örümcek görür ve onu gizlice beslemeye başlar.Bu onun tek arkadaşıdır.Yıllar geçer ve Dinchara artık büyümüştür.Hatta Hamburger adam eve başka bir erkek çocuk daha bulur ama Dinchara onun kaçmasına yardım eder.Dinchara büyüdükce sapık bir katile dönüşmektedir.Heryerinde örümcek dövmeleri vardır.Kızlara karşı düşkünlüğü vardır ve birgün bir hayat kadınının arkadaşı ile tanışır ve onu öldürür.Ardından hayat kadını Dinchara'ya arkadaşının nerede olduğunu sorar.Çünkü en son onunla görüşmüştür.Ama Dinchara haberi olmadığını söyler.Bunun üzerine hayat kadını polise gider.Ve dedektif Kimberley'olanları anlatır.Kimberly kayıp hayat kadınlarını araştırmaya başlar ve ilk olarak Dinchara'yı takibe alırlar.Dinchara ortadan kaybolmuştur ve araştırmalar bu anlamda sıklaşır.Hayat kadınalrının hayatı tehlikededir.

Müthiş bir gerilim romanı.Hele sonu ise çok güzel.Dicnhara örümceklerden ilham almıştır.Ve en sonunda cesetlerin bir ağaca asıldığına ve oradan sallandığına tanıklık edeceksiniz.Aynen örümceklerin yakaladıkları avları ağlarında barındırması gibi.Okuduktan sonra bu kitap beni çok etkimişti.Gerçekten kusursuz bir tuzaktı.Okumalısınız...





Dan Brown-Da Vinci'nin Şifresi (Macera-Aksiyon)


Dan Brown'ın okuduğum ilk kitabı.Sür.Çok sürükleyici bir kitapdı ama kitapdaki bazı olgular kitabı anlamamızı zorlaştırıyor bana göre. Paris Louvre Müzesi müdürü Jacques Sauniere gizemli bir şekilde öldürülür.Baş kahramanımız Robert Langdon ünlü bir simgebilim profesörüdür.Paris Louvre Müzesi müdürü Jacques ile görüşmek için Paris'e gitmiştir ve gece kaldığı otelden apar topar uyandırılır.Telefon gelir ve müdürün öldüğü söylenir.Bunun üzerine Langdon acilen müzeye gider.Müzenin müdürünün cesedi yerde yatmaktadır.Cesedin kolları ve bacakları açık,ceset çırılçıplak bir vaziyette yerde yatmaktadır.Yalnız ölmeden hemen önce bir mesaj bırakır.Bu mesajın anlamı ise ilginçtir.Bu mesajın ne olduğu konusunda harekete geçilir.Ve mesajda “P.S. Robert Langdon’ u bul” ibaresi bulunmaktadır.Bu arada içeriye Kriptoloji uzmanı Sophie girer ve Langdon’ a, Paris ABD Büyükelçisi ile temas kurması gerektiğini ve kendisine bir mesaj olduğunu söyler. Araması için kendi telefonunu Langdon’ a uzatır. Longdon Amerikan Büyükelçiliğini aradığında karşısına telesekreter mesajı çıkar, mesajdaki ses ise Sophie’ nin sesidir. Sophie mesajında profesöre tehlikede olduğunu, Dedektif Face'in cinayet zanlısı olarak Langdon’ u gördüğünü söylemektedir. Telefonu kapatan Langdon tuvalete gider. Bu arada Fache ve Sophie tartışırlar ve Fache Sophe'nin olay yerini terk etmesini ister Bu durum Langdon'u şüpheli mi yapacaktır acaba ve işte bu saatten sonra müthiş bir kovalamaca başlar.Bu adam neden ölmüştür ve bu şifrede neyin nesidir?Sophe tuvalete gider ve durumu Langdon'a açıklar.Ve tek kurtuluş tuvaletin camından atlayıp kaçmaktır ve bunu yaparlar.Bazı şeyleri açıklığa kavuşturmak gerekmektedir ve bunu beraber yapmalılar.Ama bu hiçde kolay olamyacaktır.Çünkü Paris polisi peşlerindedir.

Konu incelendikce çok derinleşir ve bazı Hristiyanlıkla ilgili tarikatlara kadar uzanır ve Müze Müdürünün cinayetide bu tarikatlarla son derece alakalıdır.

Güzel bir macera ve polisiye romanı.Ama konu itibari ile biraz karışık gelebilir.Okunası bir kitap.

21 Ocak 2012 Cumartesi

Adele Geras-Troya'da Aşk (Duygusal-Romantik)


Yunan mitolojisiyle harmanlanmış müthiş bir eser.Klasik aşk romanı diyebileceğimiz bir eser. Yunan mitolojisi ile birleşimi ile de çok keyifli olmuş.Eserde iki  kız kardeşin bir erkeğe aşık olması ve aralarındaki rekabeti anlatıyor.Aşk tanrısı diye bildiğimiz Afrodit'in çok hain planları ve iki kız kardeşin birbirine düşman olacak seviyeye gelmesi.
Okurken bir çırpıda okuyacak ve kendinizi başka diyarlarda bulacaksınız.Adegele Geras'ı ilk bu eserde tanıdım ve sağlam bir yazar olduğu aşikar.Sade ve yalın dili eseri oldukça doğal yapıyor.Tavsiye ederim...

19 Ocak 2012 Perşembe

Tess Gerritsen-Kan Gölü (Tıbbi Gerilim)

Bir göl var çok uzaklarda o göl bizim gölümüz:) Ah be Tess abla ne yaptın sen ya.İlk defa bir Tess Gerritsen romanından hoşlanmadım hayret.Bu romanın sonu beni hayal kırıklığına uğratmıştı.Sonuna kadar iyiydi ama en sonu tam bir fiyaskoydu.Şöyle bir özetleyelim o zaman:
Dr Claire Elliot oğlu Noah ile yaşamaktadır.Noah'ın babası ölmüştür. Çocuk bu acılardan kurtulsun  ve şehrin tehlikelerinden uzak dursun diye annesi Tranquility adında sessiz sakin bir kasabaya taşınma kararı alır.Kasaba da büyük bir göl vardır.Yazın turistleri çeken bir doğa harikasıdır.Kış gelir.Herşey sessiz sakin ilerlerken hastahaneye ortalığı dehşete düşüren bir haber gelir.Bir çocuk sinir krizi de denilebilecek bir nöbet geçirir ve katliam yapar.Ve bu cinayetler silsilesi kasabaya bir karabasan gibi çöker.Dr Claire bu anlamda bir araştırma yapar ve aynı tür olayların yaklaşık 52 sene öncede cereyan ettiğini anlar.Ama bütün bunların sebebi nedir?

18 Ocak 2012 Çarşamba

Tess Gerritsen-Günahkar (Tıbbi Gerilim)

Olayların başlangıç noktası Hindistan'dır.Ve roman zaten Hindistan diye başlamaktadır.Rahibe Ursula şüpheli bir şekilde ölü bulunur.Manastırın içerisinde bulunan bu ölüyü incelemek herzamanki gibi ölüler kraliçesi olan Maura'nın işi olacaktır.Yalnız ilginç bir durum vardır.Ölen rahibe kısa bir süre önce doğurmuştur.Hepimiz biliriz ki rahibeler asla ilişkiye girmez.Çok karmaşık gelişecek olaylar bu şekilde başlamaktadır.Ayrıca bu olayların vuku bulduğu sırada başka bir ceset daha bulunur.Bu olaylardan bağımsız gibi görünsede ilerde çok bağlantılı olan bu ceset inanılmaz derece korkunçtur.Bir bayana ait olduğu düşünülen cesedin parmakları ve ayakları kesilmiş aynı zamanda yüz derisi de soyulmuştur.Anlaşıldığı gibi cesedin kime ait olduğu bilinmemesi için yapılmış bir cinayettir bu.Yapılacak incelemelerden sonra cesedin cüzzamlı olduğu ortaya çıkacaktır.Jane ve ekibinin işi yine oldukça zor ve karışıktır.Aynı zaman da Jane ruhsal olrak da zor durumlar yaşamaktadır.Bir yandan hamile olduğunu öğrenmiştir.Ama bunu Gabriel'söylemek istemez.Onu bir o kadar da özlemiştir.O ise başka bir soruşturmayı yürütmek için başka bir şehirde bulunmaktadır.

Tess Gerritsen-Siliniş (Tıbbi Gerilim)


Tess bu sefer daha değişik bir konuya değinmiş.Evden kaçan umut dolu kızların körpe bedenlerinin nasıl sunuşa çıkarıldığını gözler önüne seriyor.Bir fuhuş çetesinin batağına düşen insanların amansız mücadelesi konu alınıyor bu eserde.Hayatta kalma mücadelesi veren çok güçlü karakterler var bu romanda.

Ölü diye morga getirilip de canlanan ve güvenlik görevlisini öldüren ardından herkesi rehin alan Olena'nın amansız mücadelesi.Rehin alma esnasında ona çok güçlü bir adam yardım edecektir.Eski bir askerdir o.Neden insanları rehin almışlardır ve amaçları nedir?Yalnız çok ilginç bir durum var ki kahramanımız Jane Rizzoli de bu rehineler arasındadır.Hamile olan Rizzoli doğum yapmak için hastaneye yatar ama gelin görün ki herkes esir alınmıştır.Kaderin cilvesi işte,ne zaman başımıza birşey geleceğini bilemeyiz değilmi:).Acılar içinde inleyen Rizzoli bakalım doğum yapıp,kurtulabilecek mi?Bu haberi duyan kocası Gabriel ne yapacak?Araştırdıklarında durumun basit bir rehine krizi olmadığını anlarlar.Olay çok daha karmaşık bir o kadar da eskiye dayanmaktadır.

15 Ocak 2012 Pazar

Tami Hoag-Psikopat (Polisiye-Gerilim)

Çok güzel bir polisiye gerilim romanı.Tami Hoag'ı bueserle tanıdım.Gerçekten etkileyici yazıyor.Bu romanın konusu ve gelişen olaylar çok akıcı.Sonunu ise iddia ediyorum kolay kolay kestiremeyeksiniz.İşte polisiye gerilim romanlarında en sevdiğim şey romanın sonunu kestirdiğinizi sandığınız anda öyle bir ters köşe oluyorsunuz ki:)Bu kitapda bunu çok iyi yaşadım.Sonunun çok güzel bağlanması ve şok eden bir son beni çok etkilemişti.Diğer eserlerini de geç kalmadan okuyacağım sanırım.Şimdi biraz konusundan bajsedelim;


Haas adlı bir aile vardır ve bu ailenin bazı fertleri inanılmaz bir şekilde katledilir.Olay yerine gelen Stan Dempsey gördüğü şeyleri hayatı boyunca unutamayacaktır.Lime lime edilmiş cesetler,boğazından asılmış çocuklar ve iğrenç bir görüntü.Stan Dempsey bunun Karl Dahl adında cani bir katil tarafından yapıldığını öne sürecektir ve bunu bildiğini beyan eder ama sağlam bir kanıtı yokur.Bu dava ile Yargıç Olan Carey Moore ilgilenmektedir.Stan Dempsey bu soruşturmada yargıç Moore'a karşı büyük bir kin duyar ve onun kendisine karşı hep engel olduğunu düşünür.Bir gün Yargıç Moore bir saldırıya uğrar.Herkes bunu Stan Dempsey'nin yaptığını düşünecektir.Dempsey soruşturmadan uzaklaştırılıp yerine Sam Kovac ve Nikki Lisa adlı iki dedektif atanır.Ama Demsey'nin Karl Dahl'la işi bitmemiştir.
Dedektiflerin görevi Stan Dempsey ve Karl Dahl'ı bulmaktır.Bir yandan da seri cinayetler devam etmektedir.Karl Dahl Hapishaneden kaçmıştır ve Yargıç Moore'un hayatı tehlikededir.Dedektifler aynı zamanda onu korumak zorundadır.
Çok güzel bir kovalamaca ve katil kim romanıı.Katil kim tarzındaki gerilimleri seviyorsanız tam sizlik bir eser.Sonu çok ustaca bağlanmış,heyecan temposu yüksek  güzel bir gerilim.Bunu da tavsiye ederim...

12 Ocak 2012 Perşembe

Kitaplığım:):)

Kitap koleksiyonu yapmayı herzaman sevmişimdir.Yalnız görmekte olduğunuz sadece küçük bir kısmı :).Bence herkesin evinde küçük de olsa bir kitaplık bulunmalı.Gerçi kitaplıktan ziyade içinde neler olduğu daha önemli.Toplum olarak okumayı sevmediğimiz çok açık.Ama ben umutluyum,birgün bu tabu tersine dönecek.Ülkemizi seviyorsak ve gelişmesini istiyorsak kitap okumaya gayret etmemiz gerek.Bu bağlamda ailelerimize çok önemli görevler düşmektedir.Çocuklarımıza okumayı küçükken aşılamalıyız,ona sevdirmeliyiz ki bu onun için bir zorunluluktan çok eğlence olsun.Ne demişler:''Ağaç yaş iken eğilir.''
Ben genelde gördüğünüz üzere polisiye-gerilim türlerinden hoşlanıyorum.Favori  yazarlarımın başında Tess Gerritsen ve Jean Christophe Grange gelir.Bunların dışında Stephen King,Dan Brown,Ted Dekker,Michael Palmer,Tami Hoag,Ahmet Ümit,Maxime Cattaham,Stieg Larsson,Harlen Coben,VC Andrews gibi yazarları okumaktan da hoşlanırım.
Eh duygusuz da değiliz hani,az da olsun aşk romanlarını da severiz:)

Jean Christophe Grange-Leyleklerin Uçuşu (Polisiye-Gerilim)


Çok zekice kurgulanmış bir yapıt.Kızıl Nehirler romanı ile Jean Christophe Grange ile tanışmıştım.Kalemini o kadar beğenmişim ki gidip bütün kitaplarını aldım.Bu kitapdan bahsedecek olursak;
Louis Antioche adında bir ana karakter vardır.Para kazanmak için ilginç bir işe girişir.Max Böhm adında kendini kuşbilimci adında tanıtan bir adam Louis Antioche'ye kayıp leylerklerin sırrını çözmesi için leylekleri izlemesini ister.Buna karşılık Louis'e iyi bir para teklif eder.Düşünsenize kim leyleklerin izlenmesi için bu kadar para verir.Bu bir çılgınlık:).Ama işin ucunda milyonlar varsa hiç de çılgınlık gibi gelmiyor insana.40 yıl düşünsem bir insanın leylekleri bu denli zeki bir planla kullanmasını düşünemezdim.(Burada leyleklerin hangi açıdan kullanıldığından bahsetmiyorum ki herşey açıklığa kavuşmasın.).Yalnız bu leylekleri izlemek hiç de sanıldığı kadar kolay olmayacaktır.Louis Antioche'un kayıp leyleklerin sırrını çözmek için çıktığı yolculuk kısa sürede kabusa dönüşür.Katledilmiş cesedler,ne olduğu belli olmayan katiller vs..Kahramınız kısa sürede kendisini farklı coğrafyalarda bulacaktır.Hayatta kalması için kaçması gerekmektedir.Çünkü leyleklerin sırrını öğrenmiştir birkere.Bulgaristan'dan,Orta Afrika'nın balta girmemiş ormanlarına kadar soluk soluğa bir macera.Hatta bir bakmışınız Bizim Louis İstanbul'a gelmiş.Eeee leylekler sürekli göç ettiğinden dolayı onları izlemek geniş bir coğrafya gerektiriyor değil mi.

Soluksuz okunacak türden bir yapıt.Grange yine pratik zekasını konuşturmuş.Çok zeki bir yazar.Romanların sonunu bağlamasındaki ustalık onu en iyi gerilim üstadlarından yapıyor.Kitabı okurken farklı coğrafyalarda gezinmeninde zevkini sonuna kadar yaşayacaksınız....



Jean Christophe Grange-Kızıl Nehirler (Polisiye-Gerilim)





Jean Christophe Grange ile tanıştığım bir eserdi ve iyi ki de tanışmışım.Polisiye-Gerilimin en iyi ustalarından biridir bence Fransız yazar.Katil kim konulu eserleri herzaman sevmişimdir.Romanın sonuna kadar acaba kim bu katil diyorsunuz ve sonu sürprizlerle bitiyor.İşte polisiye gerilim budur.İnanılmaz etkisi altına alıyor,korkutuyor,geriyer sonu ile şok ediyor.Daha ne olsun:)


Konusuna gelince:

Fransa'da bir üniversite kasabasında işlenen sır dolu cinayetleri konu alıyor.Bu cainyetleri aydınlatma görevi Pierre Niemans adında cinayet dedektifine verilir.Bu dedektif çok agresif ve bazı olaylarda sert davrandığı için bu kasabaya sürülür.Ortağı ile bu cinayetleri aydınlatması için görevlendirilir.Kasabanın adı Guernon'dur.Kasabanın üniversitesi ise ilginç bir özelliğe sahiptir.Herkes birbiriyle evlenmektedir.Yani üniversitede çalışanlar genelde aralarında evlenmektedirler.Yalnız diğer bir özelliği ise üniversite öğrencileri de hep seçilmiş ve hertürlü organizasyonda birinciliğe oynamaktadırlar.Sayılarının az olması da sanki öğrencilerin bilim adına yetiştirildiğini göstermektedir.Birgün Üniversite'nin kütüphane sorumlusu dağlık bir alanda ölü bulunur.Bulunduğunda ise cenin pozisyonudadır ve bir kayalık alanın içerisine bırakılmıştır.Ayrıca cesedin gözleri büyük bir titizlikle alınmıştır ve ceset üzerinde adeta işkence yapılmıştır.Bazı uzuvları da kesilmiştir.Bu cesedi dağlık alanda spor yapan bir bayan bulmuştur.Daha sonra buna benzer cinayetlerde işlenmeye başlayınca konu ciddileşmiştir.Komiser Niemans ve Teğmen Abdouf açısından işlenen yeni cinayetler, yeni ipuçlarını da beraberinde getirmektedir. Öldürülen üç kurban da üniversite bünyesinde çalışmaktadır. Buradan yola çıkan kahramanlarımız, üniversite hakkında çok çarpıcı gerçekleri öğrenecekler ve kurbanların o kadar da masum olmadıklarını anlayacaklardır.


Polisiye gerilim sevenlerin kaçırmaması gereken harika bir roman.Elinizden bırakamayacaksınız.Tavsiye ederim.

Jean Christophe Grange-Kurtlar İmparatorluğu (Polisiye-Gerilim)


Paris'te bulunan Küçük Türkiye'de yaşanan seri cinayetler.Kurtlar İmparatorluğu'nda bozkurtların başka bir yüzünü gözler önüne seriyor.Ortada Paris'i kana boyayan bir Türk mafyası.Paris'te başlayıp İstanbul'a uzanan oradan da Adıyaman'da son bulan güzel bir polisiye.
Sonunu yine merakla bekleyeceksiniz.Jean Christophe'nin kitaplarını okurken hep aynı şey oluyor bana.Bir türlü kitap elimden düşmüyor ve bir bakmışım kitap bitivermiş:).Burada karışık cinayetler işlenmiştir ve ortada birbirlerine düşman iki katil vardır.Ve bu katilleri yaratan adamı bekleyen korkunç son.Başarılı iki öğrencinin okuldan alınıp ajan olarak yetiştirilmesi ve bunun sonuncunda oluşan güzel bir kovalamaca.Bozkurtları da kapsayan bir polisiye.Jean sadece kendi ülkesinde ki olaylarla ilgilenmiyor anlaşılan.Dünyada olup bitenlerin farkında olması ve bunlara eselerinde bahsetmesi onu diğer yazarlardan ayırıyor.
Bu eseri diğer eserledinden biraz daha karışık gelse de bana yine de okunası bir roman.Özellikle ülkemizdeki bazı oluşumlar hakkında da çeşitli bilgiler vermesi eseri okutuyor.Okuyun pişman olmayacaksınız...

11 Ocak 2012 Çarşamba

Tess Gerritsen-Çırak (Tıbbi-Gerilim)



Tess gerritsen'den güzel bir eser daha.O kadar etkili yazıyor ki insan,bu yazarın kalemine aşık olmaktan kendini alamıyor.Bu kitap daha önce paylaşmış olduğumuz cerrah kitabının devamıdır.Dedektifmiz Jane Rizzoli cerrahın elinden kıl payı kurtulmuştu.Tam kabusların sona erdiğini düşünecektir ki kabus geri dönmüştür.Warren Hoyt hapishanede olmasına rağmen onun tarzındaki cinayetler devam etmektedir.Yine aymı şekilde katledilem bayanlar ve yine seri cinayetler.Kadınların benzer tarzda öldürülmesi aklımıza Warren Hoyt'u taklit eden bir katil olduğunu gösterecektir.Bu katil ondan ilham almaktadır.Daha sonra katilimizin cerrahın çırağı olduğu ortaya çıkacaktır.Oda son derece zeki biridir katildir ama Cerrah kadar dikkatli değildir.Jane Rizzoli'nin kabusları devam etmektedir.Tam huzur bulduğunuı sandığı sırada kabus geri dönmüştür.Bu kabuslarla uzun yıllar çalıştığı ortağı olmadan başetmek zorundadır.Bir de işin içine bu konuda görevlendirilen FBI ajanı Gabriel DEAN girer.Jane için bu işi daha da zorlaştıracaktır.

Tess Gerritsen-İkiz Bedenler (Tıbbi-Gerilim)

Cerrah ve Günahkar adlı romanların devamı niteliğinde müthiş bir eser daha.Ölülerin kraliçesi Maura İsles ölüleri inceleyerek hayatını kazanmaktadır.Yani Adli Tıp Doktoru'dur.Ancak bu sefer incelediği ceset onun kanını dondurur ve şoke eder.Daha önce hiç böyle bir ceset incelememiştir;çünkü ceset tıpatıp ona benzemektedir ve evinin yakınında bulunması bir tesadüf değildir.

Kitabın başlarında Elijah diye bir erkek çocuktan bahsedilmektedir.İlk başlarda konuyla alakasız başka bir hikaye gibi gelen bu olaylar bütünü eserin sonunda müthiş bağlanmıştır.Buda Tess'e özgü bir niteliktir.Diğer romanlarında da bu tip durumlara sıkca rastlayacaksınız.Dedektiflerimiz Jane Rizzoli ve Barry Frost cesedi ilk gördüklerinde Maura İsles'in öldüğünü düşünürler ve çok korkarlar,ancak ceset ona ait değildir.Ceset incelenir.Maura'nın ve cesetin doğum tarihi,kann grubu tıpatıp aynıdır.Daha da şoke eden ise ceset Maura'nın ikiz kardeşidir.Maura'nın varlığındna bile haberdar olmadığı kardeşinin bu şekilde ortaya çıkması;çok karmaşık bir cinayetler zincirini ortaya çıkarır.Maura cevapların peşine düşecektir ve bir sahil ilçesi olan Maine'de kendini bulacaktır.

Tess Gerritsen-Cerrah (Tıbbi Gerilim)




Tess Gerritsen herzamanki gibi yine harikalar yaratmış.Bu yazar sayesinde tıbbı gerilim hastası oldum.

Olay Elena Ortiz adında bir kadının evinde ölü olarak bulunmasıyla başlar.Kadın ölmüştür ancak;geceliği son derece düzenli katlanıp başucuna koyulmuştur.Bir öldürme fantazisi olsa gerek.Yalnız katilimiz kadınları çok vahşice öldürüyor.Kadınları kadın yapan organını içinden alıyor.Sanki onları tamamen yok etmek haysiyetiyle oynamak istiyor.Bu ne tür bir sapkınlıktır böyle.Bu cinayeti açıklığa kavuşturmak ise Boston Polis Depertmanı cinayet masası dedektifleri olan Thomas Moore,Jane Rizzoli,Barry Frost ve ekibine düşer.Ekip günlerce delil arar.Ama cinayeti işleyen kişi çok zekidir.Arkasında hiç delil bırakmaz.Aradan biraz zaman geçer ve bir kadın daha aynı şekilde öldürülür.Yine cesetin rahmi alınmıştır ve kadının geceliği düzenli bir şekilde cesedin başucuna konulmuştur.Çok geçmeden Rizzoli ve ekibi işbaşına koyulur.Rizzoli bayan bir cinayet dedektifidir.Tuttuğunu koparan,son derece azimlidir.Ancak bu departmanda çalışan tek bayan olması onu biraz zorlasa da olayların üstesinden gelecek kadar güçlüdür.Yapılan araştırmalar sonucu katilin eski bir tıp fakültesi öğrencisi olduğu anlaşılır.(Bu kısmı ipucu vermemek için kısa geçiyorum)

9 Ocak 2012 Pazartesi

Jean Christophe Grange-Siyah Kan (Polisiye-Gerilim)



Fransız yazarın en sevdiğim kitabı diyebilirim.Kitabı okurken bahsi geçen mekanlarda resmen dolaştım.Kuala Lumpur,Kamboçya,Tayland gibi yerleri öylesine güzel tasvir etmiş ki adeta o doğayı bire bir yaşadım.Marc Dupeyrut hayatını makale yazarak karşılamaktadır.İstediği popülerliği birtürlü yakalayamaz.Bir arkadaşı ile magazin işine girişir ama istediğini orada da elde edemez.Arkadaşı fotoğraf işine girer daha sonra ve model olmak isteyen bayanların resimlerini çekmeye başlar.Bunları magazin bölümünde yayınlamaktadır.Bu arada uzak diyarlardan kana susamış bir adamın işlediği cinayetler bütün dünyada konuşulmaktadır.Bu katil bir kadını inanılmaz bir şekilde öldürmüştür.Jacques Reverdi namı değer katilimiz kendisini işlediği cinayetten dolayı hücrede bulur.Bir bayan turisti Asya'nın ücra köşesindeki bir barakada katleder.Kadını öylesine katletmiştir ki ondan akan kanlar onu tatmin etmektedir.

 

Marc Dupeyrut herkesin ilgisini çekebilecek türden bir plan yapar.Katilin kadınlara olan düşkünlüğünü kullanmak ister ve kendini kadın olarak tanıtıp katilimizle iletişime geçer.İnsanları başkasını öldürmeye iten içgüdünün kaynağını bulmaya çalışacaktır.İlk başta bunu hobi olarak başlatsa da daha sonra bu ilgi onu içten içe çeker ve bağımlılık derecesinde onda merak uyandırır.Fakat karşısında çok zeki bir katil vardır.Katil kadın kanlarını özellikle siyah kana susamış bir canavardır.(Siyah kanı hangi anlamda yazdığımı kitabı okuyunca daha iyi anlayacaksınız)Reverdi daha sonra yazarımızdan ona inanması için bir resim ister.Marc şaşırır ve yine bir plan kurar.Arkadaşının fotoğraf atölyesinde star olmak isteyen bir kadının resmini kendisi olarak tanıtıp katile yollar.Kadının ismi Hatica'dır.(Daha sonra Marc bu kadına aşık olacaktır)

 
Katil günden güne bu profile aşık olmaktadır.Ama bir yanı da bunun gerçek olmadığına inanmaktadır.Birilerinin onunla oynadığını düşünür.Ama Reverdi ile mesajlaşmayı devam ettirmek kolay olmayacaktır.Bu diyaloğun devam etmesi için Dupeyrut'un bir takım yolculuğa çıkması gerekmektedir.Eğer katilin öldürme hissini anlamak istiyorsa bu yolculuk şarttır.Kuala Lumpur'dan başlayıp Kamboçya'ya,oradan Tayland'a uzanan,Tayland'dan Bangkok'a geçen ve en sonunda Pariste biten müthiş bir gerilim.Okurken biran bile kitabı elinizden bırakamayacaksınız.Katilimiz son derece zeki ve çok etkileyici bir karakterdir.Marc'ı bulmak için hapisten kaçar ve gerisini siz düşünün.Ayrıca tehlikede olan bir bayan vardır.Bu bayan Hatica'dır.


Kimdir Bu Hatica:
Hatica bir model olmak isteyen alımlı bir bayandır.Marc'ın fotoğrafcı arkadaşının yanına giderek star olmak istediğini açıklar ve fotoğraflar çektirir.Bu sıralarda Marc'ta sık sık fotoğraf dükkanına gelmektedir.Hatica ilk gördüğü andan itibaren Marc'a aşık olur.Ama Marc bu konu ile ilgilenmemektedir.Reverdi'nin bayan fotğrafı istemesi üzerine arkadaşının dükkanına gider ve kader bu ya Hatica'nın fotoğrafını çaktırmadan alır.Birkaç zaman sonra Hatica gerçekten de star olur.Paris'in bütübn bilboardlarında resmi çıkar.Katilimiz hapisten kaçar ve Paris'e doğru yol alır.Hatica'yı ve Marc'ı büyük bir tehlike beklemektedir.
ÇABUK SAKLAN BABA GELİYOR!!!!

John Verdon-Aklından Bir Sayı Tut (Polisiye Gerilim)



Bildiğiniz üzere bu yapıt John Werdon'un ilk eseridir ama son olmayacağı kesin.Kurgu olarak müthiş bir eser.Polisiye romanlarını seviyorsanız;bunu mutlaka  okumalısınız.Kahramanımız Dave Gurney emekli bir cinayet dedektifidir.Birgün evde otururken çok eski bir arkadaşından bir mektup gelir.Mektupta acilen görüşmeleri gerektiğini söyler.Gurney merakla görüşmeye gider.Görüşme başlar ve Mellery Gurney'e kim olduğunu bilmediği bir şahıstan mektuplar geldiğini anlatır.İlk Mektubu Şu şekildedir:

Kadere inanır mısın?Ben inanıyorum,çünkü seni bir daha hiç göremeyecegimi düşünüyodum.Ama sonra bir gün sen oradaydın.Her şey geri dönmüştü.Konuşma biçimin hareket tarzın,hepsinden çok düşünme şeklin.Eger birisi aklından bir sayı tutmanı isteseydi,aklından gecen sayınının ne oldugunu biliyorum.Bana inanıyormusun?Bunu sana kanıtlayabilirim.Aklından herhangi bir sayı tut.-1 ila 1000 arasında herhangi bir sayı.Onu gözünün önüne getir.Şimdi sırlarını ne kadar iyi bildiğimi göreceksin.Küçük zarfı aç.Mellery bunun üzerine aklından 658 sayısını tutar.Daha sonra merakla zarfı açar.Zarfta aynen şu yazmaktadır:

5 Ocak 2012 Perşembe

Tesss Gerritsen-Yörünge


Parlak bir araştırmacı olan Dr. Emma Watson, yaşamı boyunca düşlediği bir göreve seçilmiştir. Ağırlıksız ortamın farklı canlı türleri üzerindeki etkilerini incelemek için Uluslararası Uzay İstasyonu'na gönderilir. Fakat organizmaları, yer çekimi engelinin ortadan kalkmasıyla kontrolden çıkabileceği kimsenin aklına gelmemiştir. Deney, çok geçmeden ölümcül bir savaşa dönüşür ve zaman hızla tükenirken, mürettetbat bu benzersiz düşmana karşı koymanın yollarını arar. Genetik bilimin gizemli derinliklerinden, uzayın büyüleyici sonsuzluğuna uzanan baş döndürücü bir yolculuk başlamıştır. Yörünge'de, inanılmaz tehlikelere göğüs gererek insanlığın en büyük düşlerinden birini gerçekleştirmiş astronotların şaşırtıcı deneyimlerine tanık olacaksınız.


New york times bestseller, hasat'ın yazarı "Tess Gerritsen, Palmer'dan, Cook'tan... evet, Chricton'dan bile daha iyi." -Stephen King

Tess Gerritsen-Hasat

Küçük bir kasabada doğmasina ve yoksul bir aileden gelmesine karsin, Abby DiMatteo koleji bitirir ve tıp fakültesine girer. Elde ettiği her başari onu daha yükseğe çıkma konusunda kamçilar. Tıp fakültesinin cerrahi bölümündeki ikinci yılındayken, hastanenin kalp nakli takımına güçlü bir aday olarak gösterilir.

Fakat Abby önemli bir karar vererek yükselmekte olan kariyerini tehlikeye atar. Bir araba kazasinda ölen birinin saglikli kalbi, kirk alti yasinda zengin bir hasta olan Nin Voss'a nakledilmek üzeredir. Fakat bashekim Vivian Chao ve Abby, bu kalbi on yedi yasindaki baska bir genç hastaya nakletmek için plan kurarlar. Bu büyük tepkilere neden olur, fakat sonunda Nina için de bir kalp bulunur.

Abby bu arada korkunç bir gerçegi ögrenir. Hastanedeki organ bağışı belgelerinde oynama yapıldığını görür ve hastane yönetiminin sessiz kalma çağrılarına kulak asmayarak isin iç yüzünü öğrenmeye girişir.


"Hasat, hızlı ve gerilim dolu bir roman ve Tess Gerritsen gerçek bir yazar."
-Michael Palmer-

"Hasat son günlerde okuduğum, adli tıp konusunda yazılmış en iyi gerilim romanı"
-James Patterson-

"Hasat bir neşterin keskin ucu kadar gerilim dolu. Bir solukta okuyacaksınız.
-Tam Hoag-

Tess Gerritsen-Kemik Bahçesi



Boston Tıp Okulu''nda okuyan yetenekli ama yoksul öğrenci Norris Marshall eğitimini karşılamak için o bölgenin ''mezar soyucuları'' arasına katılır… Yine de bu korkunç ticaret, üniversite hastanesinin bahçesinde delik deşik edilerek öldürülen bir hemşirenin şok eden cinayeti karşısında önemsizdir
Günümüz… 



Julia Hamill, Massachusetts''in kırsal kesimlerinde yer alan yeni evinin bahçesinde dehşet verici bir şey keşfetti: kayalık arazinin içine gömülmüş bir kafatası… –Adli tabip Maura Isles''ın görüşüne göre, üzerinde cinayetin belirgin izlerini taşımakta. Bu isimsiz kadının kim olduğu ve başına ne geldiğiysese geçmişe ait bilgilerde saklı.

Tess Gerritsen-Gece Nöbeti



Bir yanda büyük şehir hastanelerinin baş döndürücü kalabalığında kazanılan deneyim ve başarılar; diğer yanda küçük bir kasabanın acil servisinde, mezarlık vardiyası da denen sakin gece nöbetleri.

Bir yanda gece yarısı anlaşılamayan bir nedenle hastaneye bırakıldıktan sonra kaybolan yaşlı bir adam; diğer yanda her şeyden habersiz, patlamaya hazır birer saatli bomba gibi sokaklarda dolaşan kadınlar.

Bir yanda bakıma muhtaç yaşlı bir anne, mutsuz bir kızkardeş ve parçalanmak üzere olan bir aile;diğer yanda kuşkular üzerine kurulu, kaçamak bir aşk.

Ve hepsinin ortasında tek başına bir kadın doktor: Toby Harper. Başta mesleki itibarını kurtarmak için giriştiği onur mücadelesi, bir süre sonra karanlık güçlerin de dahil olmasıyla, ölümcül bir kedi fare oyununa dönüşüyor. Kayıp bir hastanın peşinde, kendisini tehlikenin tam ortasında bulan Toby Harper’ın heyecan dolu hikâyesi beklenmedik sonuyla kanınızı donduracak.

“Yılın en heyecan verici romanlarından biri. Son derece inandırıcı ve canlı, aklınızdan çıkaramayacağınız bir kitap.” Publishers Weekly









Tess Gerritsen-Mefisto Kulübü



Şeytan’ın varlığı bir gerçek. Şeytan caddelerde aramızda yürüyor. Ve Şeytan, sinsice aramıza karışıp şekilden şekile giriyor...

Beacon Hill’de bir grup insan Şeytan’ı her yönüyle analiz etmeyi amaçlıyordu. Şeytan, bilimsel olarak açıklanabilir miydi? Fiziksel bir görünüşü var mıydı? İblisler yeryüzünde geziniyorlar mıydı? Tarihin karanlıkta kalan yönlerinin, açıklanamayan olay ve sembollerinin mistik cazibesine kapılan Mefisto Kulubü üyeleri şu teoriyi kanıtlamaya çalışıyordu: Şeytan aslında içimizde...

Eşiklerine bırakılan dehşet verici ceset, birilerinin ya da “bir şey”in şehirde kendine kurban aramak için kol gezdiğinin açık bir işaretiydi. Kulüp üyelerinin kanıtlamaya uğraştıkları teori, artık onlar için büyük bir tehlike ve korku kaynağıydı. Bu acımasız katil aralarından biri olabilir miydi? Ya da istemeden Şeytan’ın gizlendiği karanlıktan çıkmasına mı yol açmışlardı. Bu kafa karıştırıcı ve sıradışı olayları derinlemesine araştıran Maura ve Jane kötülüğün kalbine doğru dönüşü olmayan, dehşet verici bir yolculuğa çıkarlar. Kariyerleri boyunca karşılaştıkları en sadist düşmanla yüz yüze gelmek üzeredirler. Üstelik bu düşman bir başlangıç yapmıştır, henüz...