30 Eylül 2015 Çarşamba

En Sevdiğiniz Kitabı Boynunuzda Taşımak İster Misiniz?

En Sevdiğiniz Kitabı Boynunuzda Taşımak İster Misiniz?

En sevdiğiz kitabı boynunuzda kolye olarak taşımak ister misiniz?

Bu artık mümkün.Defalarca okuduğunuz,etkisinden uzun süre kurtulamadığız,başucu kitabınızı artık boynunuzda taşıyabilirsiniz:) 

Bu ilginç fikri Barcelonalı mücevher sanatçsı Violeta Hernando hayata geçirmiş arkadaşlar ve çokta güzel olmuş.Oldukça şirin görünüyor.Kolye arşivi de epey geniş.Küçük Prens'ten tutun da Alis Harikalar Diyarına,Dracula,Muhteşem Gatsby ve daha birçok kitabı bulmanız mümkün.

İstediğiniz bir kitabın siparişini de verebiliyorsunuz.Sanatçı sizin için özel olarak kolye yapabiliyor.Hangi yazarın kitabını istiyorsanız sipariş vermeniz yeterli:) Güzel fikir ama değil mi?

Buradan Siteye Ulaşabilirsiniz.


En Sevdiğiniz Kitabı Boynunuzda Taşımak İster Misiniz?


29 Eylül 2015 Salı

Rusya'dan Engelliler İçin Güzel Bir Farkındalık Örneği

Rusya'dan Engelliler İçin Güzel Bir Farkındalık Örneği


Bugün izlediğim bir haber çok hoşuma gitti.Rusya'da işlek bir alışveriş mağazasında engelli araç park yerine diğer araçlar park etmeye çalıştığında engelli park yerinden 3 boyutlu bir filme benzer birşey çıkıyor ve engelli araç yerine park etmemeleri konusunda sürücüleri uyarıyor.

Bu park yerinin kendilerine tahsis edilsiğini belirtiyor ve siz de bize engel olmayın diyor.Duyarlı olmaya çağırıyor insanları.Bunu gören sürücüler park etmiyor tabi bu alanlara.Videoda engelli bir Rus oynamış ve güzel bir farkındalık yaratmış.

İnsanlarda biraz da empati olmalı.Maalesef bu olgu ülkemizde gelişmemiş birşey.Geçenlerde oğlumla çarşıda gidiyoruz,öküzün biri yaya yolunun bitişine aracını park etmiş.Oğlum bebek arabasında tabi.Kaldırıma çıkarana kadar canım çıktı.Öküz bile demeye dilim varmıyor ya neyse.Aynı şey geçenlerde de oldu.Market girişinin önüne adam gelmiş park etmiş.Hiç düşümüyor engelli bir kardeşimiz buradan nasıl geçecek? Sadece engelliler değil bebeği olanlarda zorlanıyor.Nitekim bebek arabasının yolunu da işgal etmiş oluyorlar.

İşe gidiyorum aynı şey.Dakika bir gol bir.Her gün abartısız her gün yüzlerce anons geliyor.Yaya kaldırımına park etmiş sürücü,engelli yerine park etmiş sürücü.Bıktık bunlarla uğraşmaktan.Asayiş polisiyim ama bu tür anonsları duymaktan bıktık.Daha caydırıcı cezalar olmalı ülkemizde.Bazen insanlığımızdan utanır oluyoruz maalesef.Trafikçi arkadaşlar adamı uyarıyor ama adamın verdiği cevaba bak"abi yer yok nereye park edeyim" Ne yapalım şimdi bu adama:)

Herşeyden önce insan olmayı bir başarabilsek çok yol katedeceğiz ama yok arkadaş.Sözüm meclisten dışarı tabiki.

Engelli arkadaşlara engel olmayalım.Gelin engelleri hep beraber aşalım ne dersiniz?


28 Eylül 2015 Pazartesi

Osman Aysu-Casus

Osman Aysu-Casus


Türk polisiyesinin duayen yazarlarından Osman Aysu'dan yine bir çırpıda okunacak bir roman.

Osman Aysu'nun romanlarını okuyanlar bilir,söz konusu romanlar hemen bitiyor.Yazar kendini okutmayı çok iyi beceriyor.Ancak bu roman bana diğer Aysu romanlarına göre biraz yavan geldi.Ters köşeli bir son ve daha çarpıcı bir final beklerdim.

Roman biraz daha tıbbi alana kaymış olsa güzel bir tıbbi gerilim ortaya çıkabilirmiş aslında,Tess ablanın romanlarında olduğu gibi.

Roman Rusya'dan İstanbul'a bir Rus ajanının sızması ile başlar.İgor Kariagin eski bir KGB ajanıdır ve en önemli özelliği de işkenceci bir ajan olmasıdır.Onun işkencelerinden çok az kişi canlı çıkmıştır.Bu isimlerden biri de eski Mit ajanı Samim Vardar'dır.

Samim Vardar 70 yaşındadır ve 20 sene önce Milli İstihbarat Teşkilatından emekli olmuştur.Ancak yeni Mit çalışanları Samim Vardar'dan bir teşhis için yardım isterler.Zira 50 yaşlarında bir Rus ajan İstanbul'da dolaşmaktadır.Samim Vardar Rus Ajanı'nı görünce bir anda tüyleri diken diken olur ve heyecandan nefesi kesilir.Nitekim bu Rus ajanı yıllar önce kendisine inanılmaz bir işkence uygulamıştır.

Peki yıllar sonra bu Ajanın İstanbul'da ne işi var? Samim Vardar yarım kalan hesabı kapatabilecek mi? Hazal ve ekibi Rus ajanı durdurabilecek mi?

Klasik Polisiye romanlarında bildiğimiz üzere sapık katillerin bir imza şekli bulunur.Öldürdükleri bedenler üzerinde bir iz bırakırlar.İşte bu Rus ajanının imzası da işkence ettiği insanların meme uçlarını kesmesidir.Ne yaparsın işte insanoğlu bir kere sapıtmaya dursun:)

Tempolu ve hızlı bir şekilde okunan bir roman.Ancak ben biraz daha dolu bir polisiye beklerdim Aysu'dan.Diğer romanlarına göre kurgusunu zayıf buldum ancak bu haliyle bile kendini okutmayı başarıyor yazar.Kalemi usta olan yazarlara has bir özellik olsa gerek.

27 Eylül 2015 Pazar

Ahmet Ümit'in Son Kitabı Çok Yakında Raflarda!!

Ahmet Ümit'in Son kitabı Aralık Ayında Raflarda

Ahmet Ümit'in son kitabı yolda arkadaşlar.Polisiye-Gerilim sever bir blog olarak bu haberi paylaşmamak olmazdı.

Radikal Kitabın haberine göre işte detaylar:


Ahmet Ümit’in heyecanla beklenen yeni romanı aralık ayının ilk günlerinde raflarda olacak: “Elveda Güzel Vatanım!”



Ahmet Ümit’in yeni romanı İttihat ve Terakki’nin 20 yılını ele alıyor. Bu uğurda Balkanları karış karış gezen Ümit, romanda 1889’da kuruluşundan 1906’da orduyla buluşup büyük güce dönüşmesini ve 1926’da İzmir Suikasti’yle bitişine kadar İttihat ve Terakki’nin tarihini anlatıyor. 1906-1926 arasındaki iktidar dönemini de kapsayan 20 yıla odaklanıyor. Romanın kahramanı Şehsuvar Sami, yazar olmak isteyen genç bir Osmanlı. Zamanla bir İttihat ve Terakki fedaisine dönüşen Şehsuvar Sami, böylece partinin bütün tarihi olaylarının da içinde yer alacak, tarihe tanıklık edecektir. Ahmet Ümit, anakahramanının bir yazar olmasını tercih ettiğini söylüyor: “Çünkü vicdanı olan bir insanla politik görevleri olan bir militanın çatışmasını yansıtmak istedim.” Romanın ana meselesi de bu çatışmada yatıyor, “devlet mi kutsaldır, insan mı kutsaldır?”

Peki İttihat ve Terakki’yi nasıl görüyor? Açtık sorduk, o da anlattı: “İttihat ve Terakki geç kalmış bir ulus devlet ve onu kurmaya çalışan kadroların doğurduğu, yani şartların doğurduğu bir parti. İlk başta özgürlükçüdür. Fransız Devrimi’nin üç prensibine, ‘eşitlik, özgürlük, kardeşlik’e adaleti de eklerler. Ve herkes bunları destekler, yanlarında yer alır. Ama bir yılda bu özgürlükçü hareket despotik bir harekete dönüşür. Başta Osmanlıcıdırlar sonra Panislamist olurlar sonra Pantürkist olurlar. Ve tek partiye dönüşür baskı ve cinayetlere başvurur ülkeyi de savaşa sokup kendi sonunu hazırlar. Diğer yandan politik etkileri devam eder. Cumhuriyeti kuranlar Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa ve sonraki muhalifleri Celal Bayar, Adnan Menderes... Hepsi İttiahtçıdır. Dolayıısyla İttihatçılık hâlâ devam eden bir gelenek. Sadece CHP’de aranacak bir şey değil, solcusu, sağcısı tüm siyasi kadrolara nüfuz etmiş günümüzde de devam eden bir durum. Bugünkü iktidar bile bir yanıyla İttihatçı.”


Romandan bir bölüm :

“Selanik’teki evimin balkonu zannederim çok daha genişti bu odanınkinden… Zannederim derken içim acıyor, insan doğduğu şehri, yaşadığı evi unutabilir mi? Elbette unutamaz ama detaylar siliniyor işte birer birer. Ölüm, şehirlerimizi kaybetmeyle başlar… Kim söylemişti bu cümleyi hatırlamıyorum, ama doğru olduğu kesin, doğru lakin eksik. Ölüm, şehirlerimizi kaybetmeyle başlar, vatanımızı kaybetmemizle neticelenir, can vermek ise sadece aciz bir finaldir. Şu anda, kabusu andıran o duygu kemiriyor içimi. Şehrimi çoktan yitirdim, sıra vatanıma geldi. Belki onu da çoktan yitirdim ama farkında değilim…

Sahi nedir ülke? Ülke değil vatan. Bir toprak parçası mı sadece, belki uçsuz bucaksız denizler, derin göller, yalçın dağlar, verimli ovalar, yemyeşil ormanlar, belki kalabalık şehirler, tenha köyler… Hayır, bütün bunların ötesinde bir anlam taşır vatan. Ne sadece toprak parçası, ne su havzaları, ne ağaç silsilesi… Annemizin şefkati, babamızın saçlarına düşen ak, ilk aşkımız, doğan çocuğumuz, dedemizin mezarı, korkaklığımız ve kahramanlığımızdır vatan… Vatanı olmayan insanın hayatı da olmaz. Bir vakitler zihnim, kalbim bu fikirlerle doluydu. Şimdi? Şimdi bilmiyorum…

Evet, nasıl ki o koca vatan parça parça dağılarak yok olmaya yüz tuttuysa, fikirlerim, ideallerim, amaçlarım bütün bir hayatım eriyip yok oluyor. Endişelenme, henüz bedenim yerli yerinde, ne var ki ruhum epeydir can çekişiyor. Bu o kadar acı verici ki, bazen neden uzatıyorsun bu işkenceyi diyorum kendime. Bazen kendi elimle son vermek istiyorum bu hazin maceraya. Sonra vazgeçiyorum. Ölümden korktuğumdan değil, yaşamayı sevdiğimden de değil, sadece o tuhaf merak duygusu yüzünden. Ama belki de bütün bunlara gerek kalmayacak, ülkenin yeni sahipleri son verecekler yorgun bedenimde hala çarpmayı sürdüren inatçı kalbimin çırpınışlarına. Bu ihtimal kuvvetle muhtemel… Arkadaşlarımın başına gelen, zannederim benim de başıma gelecek. Ya karanlık bir köşede kafama sıkılmış bir kurşunla ya da ustaca tezgahlanmış bir mahkeme kararıyla yağlı ilmeğin ucunda can vereceğim. Hissediyorum her an, her saat, her gün çember daralıyor. O yüzden yazıyorum bu satırları sana. Buna hakkım olmadığını biliyorum, fakat inan bana, başka çarem yok.”

10.İlk Roman Yarışmasının Kazananı Belli Oldu



Everest yayınları tarafından düzenlenen ve bu yayın evi tarafından gelenekselleşen ilk roman yarışmasının kazananı belli oldu.

Bu sene yarışmanın 10.su düzenlendi.Everest yayınlarını bu istikrar ve başarısından dolayı teşekkür ederiz.Bu şekilde yarışm
a düzenleyerek edebiyatımıza yeni yazarlar kazandırıyor Everest yayınları.Bu tür yarışmaların daha fazla olmasını temenni ederiz.

Yarışmanın bu seneki kazananı Bora Aşık oldu.Cem Kavukçu,Semih Gümüş,Müge İplikçi,Selim İleri ve Handan İnci'den oluşan jüri Bora Aşık'ı bu güzel ödüle layık gördü.

Genç yazara ödülü 07 kasım 2015 cumartesi günü Tüyap kitap fuarında tören eşliğinde verilecek.

Yazara bu alanda başarılar dileriz.Everest yayınlarına da böylesine güzel bir organizasyona imza attıkları ve Edebiyatımıza böylesi güzel yazarlar kazandırdığı için teşekkür ederiz.



22 Eylül 2015 Salı

Okumanın Önemi

Kitap Okumanın Önemi

Resim kitap okumanın önemini en iyi şekilde vurgulamış.Bilimde ,teknolojide,ekonomide,gelişmişlik oranında önde olan ülkelere bakacak olursak;söz konusu ülkelerde okuma oranının ne kadar yüksek olduğunu göreceğiz.

Ülkelerin gelişmişlik düzeyi okuma oranlarıyla doğru orantılı.Ülkemizde okuma oranı maalesef hala çok düşük.Ancak gözle görünen bir artış var son zamanlarda.Bu güzel bir gelişme.Bunu küçük bir örnekle anlatmak istiyorum.Bundan 4 sene önce kendi bloğumu açtığımda kitap blogları çok azdı.Şuanda ise yüzlerce kitap bloğu var.Kitaplara olan merakımız gün geçtikçe artıyor.Kitap fuarları son zamanlarda ziyaretçi rekorları kırmakta.Şu yazımda bu tarz bir rekordan bahsetmiştim.

Gelişmeler olumlu yönde ola dursun,daha çok okumaya ihtiyacımız var.Okudukça gelişeceğiz.Artık cahil kesim kalmasın.Bu insanlar kandırılmasın.Okuyalım ve okutalım.Evlerimizi kitaplarla donatalım.Ne demişler "ağaç yaş iken eğilir"Çocuklarımıza okuma sevgisini küçük yaşlarda aşılayalım.Onlar bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olacaklar.

Günde 1 saat tv izlemesek,1 saat internete girmesek birşey kaybetmeyiz ancak 1 saat kitap okursak çok şey kazanırız.Evimizde çocuklarımızla beraber bu şekilde bir aktivite yapabiliriz.Böylece çocuklarımız okumaktan keyif alacaklar ve okuma alışkanlığı elde etmiş olacaklar.

Daha bilinçli bir nesil yetiştirmek ve gelişmek için lütfen okuyalım ve okutturalım.

21 Eylül 2015 Pazartesi

Trajikomik Bir Vaka

Trajikomik Bir Vaka


Son zamanlarda instagramda ve çeşitli bloglarda bu tarz fotoğrafları sıkça görmeye başladık.Hatta benim de bu şekilde birkaç fotoğrafım vardı.Yalnız kitap farklıydı tabi:)

Resimdeki Kürk Mantolu Madonna romanı çok okunan bir roman oldu,aylarca çok satanlar listesinden düşmedi.Hal böyle olunca romanı okuyup yorumlayanlar ve romanı beğenenler bu şekilde fotoğraflar eklemeye başladı.

Türk halkı olarak bazı arkadaşlara espri malzemesi lazım.Bunu da malzeme olarak kullanmışlar tabi.Ne yalan söyleyim espriye güldüm.Normalde olsa eleştirirdim ama buna güldüm ve başlıktaki gibi trajikomik bir vaka olarak adlandırdım.Eminim çok farklı görüşler ortaya çıkacaktır.Yorumlarınızı bekliyorum.

18 Eylül 2015 Cuma

Dünyanın Bütün Renkleri Bu Kitapda Buluştu



Sonunda bunu da yapmışlar.Öyle bir kitap düşünün ki dünyadaki bütün renkler içerisinde bulunsun.Düşünmesi bile güzel değil mi? New York'lu sanatçı Tauba Auerbach bir kitap yapmış.Yalnız bu kitap diğerlerinden epey farklı:)

İnsanın gözünün görebileceği bütün renkleri eserine yansıtmış.Küp şeklinde yaptığı kitap,photoshop programının renk seçme özelliğini gerçek dünyaya güzel bir şekilde yansıtmış.Sanatçı eserine "RGB Colorspace Atlas" ismini vermiş.Bakalım daha ne tür kitaplar çıkacak;merakla bekliyoruz:)





16 Eylül 2015 Çarşamba

En Çok Eser Veren Türk Yazar

En Çok Yazan Türk


Yıllarca kitaplar yazıldı.Yazma eylemi aslında insalık tarihi kadar eski bir kavram.Kimileri duygusal eserler yazdı insanları hüzünlendirdi,kimileri mizahi eseeler yazıp insanları güldürdü.Kimileri ise güldürürken düşündürdü.Bazı kitaplar tarihe damgasını vururken bazıları ise tarihin tozlu sayfalarında kayboldu gitti.

Peki bu büyük okyanusta hangi Türk yazarımız en çok eser verdi? Merak ettim ve bunu araştırdım arkadaşlar.Sizlerde eminim en az benim kadar merak ettiniz şu anda.Tabi bilmeyenler içindi bu tabirim.Evet en çok eser yazan yazarımız Aziz Nesin imiş arkadaşlar.

Aziz Nesin

Nesin tam olarak 87 eser kazandırmış edebiyatımıza.Gerçekten çok önemli bir rakam bu.Yazarın ne kadar üretken olduğunu da anlıyoruz bu sayede.

Mehmet Nusret Nesin ya da bilinen adıyla Aziz Nesin 20 Aralık 1915; Heybeliada - İstanbul da dünyaya gelen yazar, mizah, kısa öykü, tiyatro ve şiir dallarında pek çok eser üretti Türk Mizah yazarı diye litaratüre geçmiş ve en çok eser bırakmış yazardır.

UNESCO'nun yayınladığı Index Translationum adlı dünya çeviri bibliyografyasına göre Aziz Nesin, Türkçe eser veren yazarlar arasında Orhan Pamuk, Yaşar Kemal ve Nazım Hikmet'in ardından eserleri yabancı dillere en çok çevrilen dördüncü yazar konumundadır.




Sahaf Festivali Başlıyor


9.Beyoğlu Sahaf Festivali

Beyoğlu Belediyesi bu sene 9.sunu düzenleyeceği Sahaf festivaline bütün okurseverleri bekliyor.Yaklaşık 70 sahafın katılacağı festivale yabancı sahaflarda eşlik edecekmiş arkadaşlar.Tabi onbinlerce kitapda festivalde yerini alacak.

Festival 17 Eylül-11 Ekim arasında düzenlecek ve 24 saat açık olacakmış.İstanbul'da oturanlar ne kadar şanslı arkadaş.En baba fuarlar,festivaller İstanbul'da oluyor.Darısı bizim başımıza diyelim:)

Fuarda bir de Mezat düzenlecekmiş.Bu mezattan elde edilecek gelir ise yoksul öğrenciler arasında paylaştırılacakmış.İşte bu haber beni çok mutlu etti.Böyle bir şeyin düşünülmesi bile büyük bir incelik.

Kitap kurtları fuara bekleniyorsunuz haberiniz ola:)

15 Eylül 2015 Salı

Okullarda Cinsiyet Ayrımına Son mu?

Okullarda Cinsiyet Ayrımına Son


Bugün tv izlerken böyle bir haberle karşılaştım.Okullarda cinsiyet ayrımına son diyordu başlıkta.Sanki bu zamana kadar okullarda cinsiyet ayrımı vardı da bizim haberimiz mi yoktu?

Neymiş efendim ayrımı gidermek için okullardaki fişleri değiştireceklermiş
"Ali sofra kur,Ayşe ekmek al olacakmış.Yani Ali sofrayı kurunca,Ayşe ekmek alınca ayrım kalkacak öyle mi?

Pes doğrusu hergün onlarca polis,asker şehit olurken uğraştıkları şeye bak.Siz ilk önce eğitim sistemini adam edin.Yıllarca eğitim sistemini adam edemediniz,düzene oturtamadınız.Binlerce öğretmen atanamadı.İlk önce bu sorunları çözün siz.

Çocukları at yarıştırır gibi sınava hazırlıyor millet.Çocuklar senelerce sınava hazırlanmaktan sayenizde çocukluklarını yaşayamaz oldu.Benim de 1 yaşında oğlum var.Allah bilir o bu yaşlara geldiğinde eğitim sistemi ne hale gelir.

Millete ayrım varmış gibi bir şey empoze ettirilmeye çalışılıyor.Ne gerek var böyle şeylere anlamıyorum.Siz fişleri değiştireceğinize ilk önce beyinlerinizi değiştirin belki o zaman bu ülkede birşeyler düzene girmeye başlar.





14 Eylül 2015 Pazartesi

34.İstanbul Kitap Fuarı

34.İstanbul Kitap Fuar


Tüyap Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile düzenlenecek fuar 7-15 Kasımda kapılarını ziyaretçilere açacak.Bakalım bu fuar yeni bir ziyaretçi rekoru kıracak mı?

Bu yıl fuarın Onur Konuğu Romanya olacakmış.Romanya'nın fuardaki sloganı ise "we owe you some words/size sözcükler borçluyuz"olacakmış.Sebebi ise Romen Dili'nin Türkçemizden pek çok sözcük alması,iki dilin etkileşim içerisinde olması.

Fuarın teması "Mizah;hayata gülümseyerek bakmak" olarak belirlenmiş.Yurt içi ve yurt dışından çok değerli yazarlar fuara konuk olacakmış arkadaşlar.New York Times çok satanlar listesinde pek çok eseri bulunan Sarah Jio bunlardan sadece bir tanesi.

Fuarda ayrıca Aziz Nesin'in 100.yaş günü çeşitli etkinliklerle kutlanacakmış.Nesin Vakfı ve yayınları anma programında aktif rol alacakmış.

İstanbul'da yaşayan veya İstanbul'a yakın olan kitap kurtları çok şanslı.İyi eğlencelerz dileriz.Darısı bizim başımıza diyelim:)

13 Eylül 2015 Pazar

Marangoz Babadan Okuma Sandalyesi:)




Marangoz olan Hal Taylor çocuklarına kitap okumayı seven bir adamdır.Ancak üçüncü çocuğu doğduktan sonra sandalyeye sığamaz olmuşlar:) Hal böyle olunca marangoz, mesleki becerisini kullanarak yeni bir kitap okuna sandalyesi icat etmiş.

Bu sayede üç çocuğuna aynı anda kitap okuyabiliyormuş.Bu sandalyeyi ben de çok sevdim.Çok yaratıcı.Allah nasip ederde iki çocuğum daha olursa bu sandalyenin bir benzerini yaptırabilirim:) Şimdilik 15 aylık bir oğlum olduğu için sıkıntı yok:)

Hal amca olayı maddi anlamda abartmış.Sandalyeye 7.500 dolar istiyormuş.Bu Hal amca halden hiç anlamıyormuş meğer:) Bu ne arkadaş 7500 dolara sandalyemi olur:) Yine de üretici insanlara saygımız sonsuz.

12 Eylül 2015 Cumartesi

Meryem Filmi-2013

Meryem Filmi-2013


Zeynep Çamcı,İsmail Hacıoğlu ve Mustafa Uzunyılmaz'ın başrolde oynadığı filmi Atalay Taşdiken yönetmiş.Konya'nın Beyşehir ilçesinde çekilmiş olan film son derece sade bir film olmuş.

Açıkcası İsmail Hacıoğlu'na böyle bir başrolü yakıştıramadım.Başrol oyuncusundan çok bir figürana benzemiş.Son zamanlarda çekilen Türk Filmleri'nin sonu nedense beni hiç tatmin etmiyor.Yani filmin sonu izleyenin yorumuna bırakılıyor.Hal böyle olunca inanın bu filmi bir sürü son ile bitirebilirim.Sonu muallakta kalmış filmin.

Meryem içine kapanık genç bir kızdır.Babasının arkadaşının oğlu Mustafa ile evlenir.Mustafa İstanbul'da yaşmaktadır ve kendine orada bir hayat kurmuştur.Babasının zorlaması ile Meryem ile evlenir.Daha 1 haftalık evli iken Mustafa İstanbul'a döner.Köyde kalan Meryem bir yandan Mustafa'yı çok özlerken diğer yandan kaynanası ve bitmek bilmeyen ev işleri ile uğraşmaktadır.

Murat ise Meryem ile askere gitmeden önce aşk yaşamıştır.Askerden döndükten sonra Meryem'in başka biri ile evlendiğini duyunca çıldırır adeta ancak Meryem'den vazgeçmek istemez.

Mustafa köye geleceğini söyler ama hiçbir zaman dönmez.Meryem umutsuz bir şekilde kocasına kavuşacağı günü bekler.

Filmin sonunda büyük bir sürpriz bizi beklemektedir.Filmi çok beğenmesem de izlenebilir bir film.Sade ve dramatik bir film izlemek istiyorsanız bu filmi izleyebilirsiniz ancak sonu sizi tatmin etmeyebilir haberiniz olsun:)

11 Eylül 2015 Cuma

İhtiyacımı Karşılayan Ürün Kalitelidir.

İhtiyacımı Karşılayan ürün Kalitedir

Yazılarını ilgiyle takip ettiğim sevgili kardeşim Gökhan Tekin beni mimlemiş.Kendisine teşekkür ediyorum.Mimin konusu bir markaya karşı hayranlık duymakla alakalı.

Herhangi bir markaya karşı hayranlığım bugüne kadar hiç olmamıştır.Aldığım bir ürün eğer ihtiyacımı tam olarak karşılıyorsa benim için kalitelidir.

Bu konuda en fazla dikkat ettiğim sektör ayakkabı sektörüdür.Malum polis memuru olduğum için çalışırken ayakta çok durmaktayım.Bu da ayaklarımı ciddi şekilde etkiliyor.O yüzden sivil hayatımda aldığım ayakkabılara çok önem veririm.Özellikle ortapedik tabanlı ayakkabılar tercih ediyorum.

Gözlük konusu da benim için çok önemlidir.Yaz aylarında görevde gözlerimiz pişiyor adeta:) Gözlük konusunda RayBan bence çok kaliteli.Bir süre RayBan kullandım.Oldukça memnun kaldım.Ancak gözlüğüm talihsiz bir şekilde kaybolunca Exess markasına geçiş yaptım ve hala bu markayı kullanmaktayım.Tavsiye ederim.

Bir ürünü kullanıp memnun kaldıysam aklımda ilk o ürünün mallarına bakmak gelir.Bu tabi ki o ürüne körü körüne bağlandığım anlamına gelmez.Arada farklı markalara da yer veririm.

Gıda sektöründe bazı takıntılarım vardır.Kullandığımız yağ,süt,peynir gibi gıdalarda uzun süredir aynı markaları kullanırım.Özellikle gıda konusunda en kaliteliyi almaya özen gösteririm.Bir de bebeğiniz 1 yaşlarındaysa insan herşeye daha fazla dikkat ediyor.

Aslında bu örnekler uzar gider.Marka takıntısına girmeden bir ürün tam olarak ihtiyacımı karşılıyorsa o ürün benim için kalitelidir.Bu tabi ki çok göreceli bir kavram.Görüşlerinizi bekliyorum.İsteyen herkes bu mimi yapabilir.Sizlerden de bu konuda bir kaç kelam duyarsam sevineceğim:)